5 Haziran 2011 Pazar

5 Haziran 2011 Barbaros Blv. - Şile - Ağva - Gebze - Yalı Mh. Maltepe

Öğlene doğru 11 gibi Beşiktaş'ta kaldığım arkadaşımın evinde uyandım. Gece baya geç yatmıştık. Yola sabahın erken saatlerinde çıkmayı planlamama rağmen uykumu almak daha önemli geldi. Hem bugün Pazar. Kendime gelip yola çıkmam öğlen 12 yi buluyor. Kahvaltı sefasını yoldaki gözlemecilere sakladım bakalım neler göreceğim.





Barbaros bulvarından yukarıdoğru çıkıp Boğaziçi Köprüsünü geçiyorum. Her seferinde ilk motorum olan Hyosung 250GT Naked motorumla köprüden ilk geçişim geliyor. Her seferindeaynı heyecan. Sabırsızlıkla Şile yoluna dönüyorum. Yol fena değil biraz trafik var ama burası İstanbul.




İlk başta trafiğe çözüm olarak aldığım, sonradan büyük bir keyfe dönüşen motosiklet sevdamın bana kattığı ve katacağı yeni heyecanlara doğru yoldayım. Şileye doğru yaklaşınca yol yapımı sebebiyle tali yollara saptırılan trafikte biraz terledikten, ve trafikten bunalmış kişilerin kamyonlarla aralarında beni sıkıştırmaya çalışmalarından kurtulduktan sonra, sonunda mis gibi Şile yoluna ulaşıyorum. Özellikle yaşça 50 nin üstü diye tabir edilen kısım motosikletlere tahammülsüz, kamyonlar bile daha anlayışlı. Birini sakatlayıp hatta ölümüne sebebiyet verebilecek hareketlerde kasten bulunmaları oldukça sinir bozucu. Neyse bu kadar tasa yeter...


Yolda gördüğüm balıkçı, kahveci, gözlemeci vs. hepsine içim gitse de kahvaltımı güzel bir yerde yapmaya kararlıyım. Öğleden sonra kahvaltısı. :)



Sonunda Şile tabelasından dönüyorum ve daha önce hiç gitmediğim Şile Limanına doğru gazlıyorum.Buranın girişi çok güzel tepeye doğru kıvrılan temiz bir yol, Kale kapısı gibi bir geçidin ardından ağaçların içinde güzel bir yerleşim. Şehrin içinde bir angarya bir gürültü. Malum seçim sebebiyle bir sürü gürültücü araba ve peşinde şakşakçı insanlar.










Bunları da atlattıktan sonra sahile geliyorum ve aman Allah'ım hiç böyle bir yer hayal etmemiştim. Açıklı koyulu bir deniz ve koca koca kayalar üzerinde bir kale harabesi. (Gözetleme kulesi gibi) Hemen inip bir kaç fotoğraf çekmek istiyorum. Fotoğraflarımı çekerken bir 'Ducati' grubu geçiyor. Hemen selamı çakıyorum. O da ne kafalarını çeviriyorlar. :( Bu pek hoş olmayan durumun ardından motoruma namı değer 'el-Diablo' atlayıp limanı turlamaya başlıyorum.








Teknelerin önlerine park etmiş arabalar, motorlar ve teknelerdeki masalarda balıklarını, kalamarlarını ve hatta karideslerini (aman Allah'ım kendimi kaybettim) yiyip rakılarını biralarını içen insanlar. Tam Babam ve Ben lik. Keşke oda burada olsaydı... :( Limanın ardından yukarıya doğru kıvrılan yolu takip ediyorum ve 'Panaroma' ya oturuyorum.



Sonunda gelsin kalamarlar , karideser.... :)







İçeriye girince 60 yaşlarında bir garson beni buyur ediyor ve 'gel bakalım ben çok severim motorcuları' diye biraz poh-pohlanıyorum. İnsanın hoşuna gidiyor. :) Hemen kalamar, tereyağında karides ve salatamı söylüyorum. Tabi içecek olarak kola .. Güvenlik her şeyden önce...



Manzara, hava esinti her şey çok güzel... Hemen babam, annem ve kardeşimle paylaşıyorum bu güzelliği. Babam "motora artçı alıyomusun bir dahakine bende geleyim hiç Şileye gitmedim" dediği anda mutluluğumu anlatamam.



Motosikletime güvenlik açısından karşı çıkan ailemden böylesine katılımcı bir destek görmek beni nasıl mutlu etti anlatmak için kelimeler yetersiz kalır...



Yemeğimi yerken kalamar porsiyonu biraz az geldiği gözüme çarptı. Neyse nasıl olsa karideste söyledim dedim ama.. karides içinde bir naylon parçasıyla gelince işin rengi değişti. Garsonu hemen çağırıp dile getirdiğimde; "dur yeğenim ben onu alıyım çatalla bişi olmaz o paket bak..." demesiyle hiç şikayeti sürdürüp keyfimi kaçırma zahmetine bile girmedim... Adam olana 1 kere söylenir... Paketli tereyağında karidesimi yiyip çayımı içtikten sonra uzun bir hesap bekleme süreci...



Hesap:


Karides: 15 TL

Kalamar:10 TL

Kola: 3 TL

Salata: 5 TL

Ekmek & Su: 3 TL (bunu yesenizde yemesenizde geçiriyorlar)

ve Bahşiş: 10% (bunu da toplamdan % 10 alıyorlar)



Artık biraz keyfim kaçtı....


Neyse bu kadar gastronomi yeter hemen motoruma koşuyorum....


Şile çıkışında tepeden bir fotoğraf çekiyorum ve yola koyuluyorum.



Bu güzel doğa içinde bu güzelim yollar neler kaçırmışım bugüne kadar. Daha sonraki yolculuklarımın gizemi beni şimdiden heyecanlandırdı. Kim bilir nereler vardır güzel Ülkemde.



Yolda sağlı sollu piknik alanları,



mangal dumanları, güzel doğanın keyfini çıkaran insanlar var. Artık biraz daha yola ve motoruma odaklanmaya karar veriyorum.




Virajlı yol deneyimim çok olmadığından virajlarda 40-50 km hatta 30 a kadar düşüyorum. Sağa sola yatmakta çekiniyorum hem yolda ufak toprak birikintileri var hemde yüksek devirle girip yatınca henüz kaskosunu yaptırmadığım


Diamblo'm hasar görecek diye riske atmadım. Bir sağ bir sol inanılmaz güzel bir yol.



Kasımın camını açmamı 1-2 saniye geçiyor ve havada siyah bir nokta beliriyor. Ben ne olduğunu anlayana kadar koca böcek yanağıma çarpıyor. Çarpışmanın etkisiyle böcek geri sekti. Allah'tan sekti, Soksa, zehirli olsa yanımda ona çare olacak bir ilk yardım malzemem yok. Kaskımın camını indirip devam etmeye karar verdim ve Allah'ım hayatımda öldürmediğim kadar böcek katlettim. Hepside taş gibi 'tak' 'tuk' kaska nasıl vuruyor sağlı sollu. :) E doğa güzel şehir yok börtü böcek mekanı nede olsa.



Güzel bir yer bulunca fotoğraf çekmek için duruyorum. Kaskımı tripod olarak kullanarak motorumla arkadan birkaç artistik poz yakalamaya çalışıyorum ancak kask çok alçak. Yinede güzel bir tanesini buraya ekliyorum.



Yolculuğun ilerleyen zamanlarında sırtımdaki ağırlık (laptop, lastik tamir kiti, bir kaç kıyafet) yani aslında uzun yol için gereksiz olan bir sürü malzemeyle dolu olan sırt çantam (yaklaşık 7 kg) trapez ve omuzlarımı ağrıtmaya başlıyor.




Acaba bu yollarda ayı, domuz vb. hayvanlar var mıdır? Varsa da her hangi bir uyarı tabelası olmaması dikkatimi çekti. (Burası Türkiye yok ööleee!!!)




Ağva' ya yaklaşırken Gebze tabelası gözüme çarpıyor ve sırtımdaki ağırlıkla bu güzelliğin keyfini yeterince çıkartamayacağım fikriyle Gebze sapağına dönüyorum. Bu yolda oldukça güzel. Son derece keyifli. Kaskıma el kameramı yerleştirip şehir içinde biraz görüntü almıştım ama hafıza kartım dolmak üzere olduğu için buraya sadece çektiğim fotoğrafları koymaya karar verdim. Üstelik kamera biraz kalın olduğu için burnumun ve ağzımın yamuk yumuk kaskımın içinde beni rahatsız etmesi yolda dikkatimi de dağıtıyor. Yakında bir kamera aparatı alabilirim.




Gebze'ye doğru bir sürü köy var. İstanbul'a bu kadar yakın köylerde üstelik her yer dağ, tepe, yamaç iken hepsinde büyük hasat toplama makineleri olması dikkatimi çekti. Her hangi bir tarla görememiştim.


Birden kaskımın içinde sol kulağımın kepçesinde gezinen ve vızıldayan böceği duyunca 'Allah'ım n'olur arı olmasın' dedim. Provoke etmemek için kafamı sallamadan (inanın durana kadar neler çektim.) hemen kenara çektim ve kaskımı çıkardım. Ufak bir sinekmiş... ama etkisi büyük, kesinlikle kazaya sebebiyet verir. İnsan çok panikliyor. Tamamen temiz olduğuna inandıktan sonra kaskımı takıyorum. Biraz ilerde PO 'dan benzin alıyorum. Benzin aldıktan sonra 178 km yapmışım ama ne olur ne olmaz. Pompacıya Gebze'ye mesafeyi soruyorum 13 km kaldı demesiyle çayın kokusu burnuma gelmeye başlıyor... İlk yazacağım Blogumun eşliğinde içeceğim çayım. :)



Sonunda Tuzla Org. Sanayi bölgesinin oradan Gebze tabelasını alıp oradan E-5 (D100) e çıkıyorum ve doğruca her zaman takıldığım Yalı Cafe'ye doğru aktif trafiğe dalıyorum. E-5 ve pazar pazar kaos trafiği. Pendik'ten Sahil Yolu 'na doğru dönüp deniz ve adalar manzarasıyla Yalı Cafe' ye geliyorum. Sonunda omuzlarım rahatlayacak. :) Kafe'ye girince Mehmet beni karşıladı. Onunda Honda CBF 150 si var.



Gelsin Çilek-Nane nargilem ve çayım... Olleeeyy..


Bakalım bir sonraki rotamız neresi?


Beni yolda bırakmayan Diablo'm a Teşekkürler....








Eğer Yazımı Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın.. Tekrar Teşekkürler...





(Motosiklete binmeye başladığımdan beri görmedim yardımlaşmayı ve güzellikleri görme fırsatım oldu. 2 teker üzerindeki kasklı ve korumalı :) herkes aynı aileye mensup gibi davranıyor ve birbirinin yardımına koşuyor. Bu güzel birşey. ) İstisnalar Kaideyi Bozmaz...

2 yorum:

  1. vay vay vay :) süper ya! Peki niye selam verince kafalarını çevirdiler ki?

    bi chopper kapıp gelmek şart oldu ya

    YanıtlaSil
  2. Herkes aynı değil hocam.. Bi söz vardı Alper Çevik söyler :D "Ben sana motorcu olamazsın demedim ben sana adam olamazsın dedim..."

    YanıtlaSil